Son Etkinlikler

ZİYARETÇİ SAYISI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter

SiteGround web hosting

Şu Medyaya Bir Sadaka

Prof. Dr. Sedat Cereci / Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi


Ankara’nın resmi şaklabanlığını yapan politikacıların sokak kavgalarınınkini aratmayan ağız kalabalıklarından yer bulan gazetelerde veya İstanbul’un seçilmiş insanlarının yaşadığı yalılarda geçen olayları konu edinen programlardan arta kalan zamanlarında televizyon kanallarının, ya da birkaç büyük kentin ağzıyla konuşan sunucuların günlük söz kalabalığının arasında radyo kanallarının, yahut çok özel insanları ilgilendiren konularının arasında dergilerin içeriğinde, Hakkâri’nin Zap Vadisi’nin kıyısında koyun otlatan çobanı, Ağrı Dağı’nın eteklerinde kilim dokuyan genç kızların hayallerini, Iğdır’da binlerce yıllık geleneklerle yaylalara çıkan yaylacıların serüvenlerini, Van’ın Bahçesaray ilçesinde 9 ay süren kış mevsimini geceler boyunca satranç oynayarak geçiren dâhî insanları, Tunceli’de Munzur Vadisi’nde kayadan kayaya zıplayarak otlayan yaban keçilerini konu edinen medya ürünlerinin oranı, kitle iletişim araçlarının bulunduğu sağlık durumunu göstermektedir.

Bir güzelliğin diğerinin içine geçerek binlerce renkten oluşan bir gökkuşağı yarattığı Türkiye’de, kitle iletişim araçlarının da bu güzelliklerden beslenebilmeleri için, ya güzeli görmeleri, ya da güzeli göremeyen anlayışlarını değiştirmeleri gerekmektedir. Her gün aklın yetişemeyeceği bir hızla gelişen görüntü teknolojilerinin bakış açılarını da geliştirmesiyle, medya çalışanlarının kendilerindeki ve çevrelerindeki güzellikleri fark edebilmeleri olasıdır.

İletişim teknolojileri çağında insanlar, artık en nitelikli görüntü veren araçların içinde en güzel görüntüleri görmek istemektedir. Yüksek tanımlı IPTV teknolojisine olan talep hızla artarken, kitle iletişim araçlarının çalışanları da ekranları doldurmak için 24 saati zorlayan bir tempoyla çalışmakta, ancak yüksek temponun neden olduğu karmaşa içinde pek çok güzellik fark edilememektedir (Metin, 2009, 102).



İspanyol şair Francisco de Icaza, Endülüs’ün görkemli kenti Grenada’yı anlattığı şiirinde, güzelliği göremeyen körlere vurgu yapmaktadır:
Ona bir sadaka ver kızım.
Grenada’da kör olmaktan
Daha acı hiçbir şey yoktur hayatta
”.

Güzellik, görmek ve onu anlamakla anlamını bulmaktadır. Türkiye’deki güzelliklerin anlamını ve değerini bulabilmeleri için de, çağın en ileri teknolojisini kullanan kitle iletişim araçlarının, güzellikleri görmeleri ve yansıtmaları gerekmektedir. Ancak kapitalist bakış açısı, somut ve soyut tüm güzellikleri nicel çokluğa indirgeyip, zihinlere yalnızca iştah arttıran ve göz doyuran büyüklükleri yerleştirmektedir. Maneviyatı ve kültürü tecimsel meta haline dönüştüren kapitalist düşünce, yüksek teknolojiyi de üretip pazarlayarak, insanları gösterişli iletişim teknolojileri içinde karanlık bir zindan yaşamına mahkûm etmektedir.

Kapitalizmin taht ayağı New York, porno dükkân-ları, yankesiciler, dilencileriyle birlikte, dev neon ışıklarının süslediği, dev porsiyon biftek/tavuk ızgaraların yendiği, kapitalist kültürü tüm görkemiyle yansıtan bir çekiciliğe sahiptir (Uzuner, 2000, 156). Yapay bir çekicilikten öteye gidemeyen kapitalist kentlerin aldatıcı görkemi, içinde yaşayanları olduğu kadar, çevresindekileri ve ulaşabildiklerini de kör bırakıp dünyalarını daraltan bir niteliğe sahiptir.

Bir darbeyle iktidardan indirilen Cezayir’in eski Devlet Başkanı Ahmed bin Bella, üçüncü dünyada gerçekleşen tüm askeri darbeler zincirinin, kapitalist sistemin temelini sarsmak isteyenleri tavsiye etme harekâtı olduğunu söylemektedir (Çandar, 1987, 44). Dev bir sömürü düzeni kurarak insanların duygu ve düşün dünyalarını daracık odalara dönüştürüp yalnızca kendi düşündüklerini ve ürettiklerini pazarlamayı amaçlayan bir ideolojinin kendini savunmak ve çıkar sürekliliğini sağlamak için darbe planları yapması da doğal karşılanmaktadır.

Kapitalist hegemonya, askeri devrimlerin ardından da, kendisinin karşısında duran geleneksel, yerel kültürleri tavsiye etmek ve ortadan kaldırmak amacıyla kültür darbelerine girişmiştir. Çünkü kapitalist kültüre karşı olanlar, yerel kültürle yaşamayı yeğlemekte, özgün ulusal kültürle beslenmekte, az tüketmekte, az para harcamakta, kapitalizmin kasalarına az katkıda bulunmaktadır. Çünkü kapitalist hegemonyaya karşı olanlar, gözleri gören, çevrelerindeki güzellikleri görebilen insanlardır.

Antik kültürün ana vatanı Çin’de söylenen bir söz, kendini görmenin, kendi olmanın, kendini yaşamanın değerini vurgulamaktadır: Kendi huylarınızı ve faziletlerinizi görmezlikten gelirseniz, çok geçmeden dostlarınızın ve komşularınızın gözünde değerinizi kaybedersiniz (İbrahimoğlu, 2002, 97). Bu söz aynı zamanda, uluslar arası alanda söz sahibi olmanın yolunun da kendini bilmek ve kendisi olmaktan geçtiğini anlatmaktadır.



İnsanın doğasında, kendine ait olanları, çevresindekileri görme, tanıma, öğrenme merakı ve isteği bulunmaktadır (Livingston, 2004, 124). Antropolojik kökenlerinden, içinde yaşadığı coğrafyanın güzelliklerine kadar çok geniş bir alanı kapsayan bu duygu, geleneksel kültürde yetişkinlerin birikimleriyle doyurulurken; geleneksel kültürden uzaklaşılmasıyla yeni kuşaklar kendilerini ve çevrelerini tanıma ve öğrenme duygularını karşılamaktan kısmen yoksun kalmışlardır. İleri teknoloji çağında bu ödevi, göz kamaştıran teknolojilerle insanlara seslenen kitle iletişim araçlarının üstlenmesi gerekmektedir.

Analog yayınlardan sayısal yayınlara geçen ve çalışmalarında büyük oranda bilgisayardan yararlanan kitle iletişim araçları, başlangıçta geleneksel sanatlardan ve geleneksel değerlerden fazlasıyla yararlanmış; özellikle televizyonun ilk içeriğini tiyatro oyunları ve tiyatro oyuncuları doldurmuştur. Ancak kitle iletişim araçlarının kültürel değerlere ve sanatlara olan ilgisi ve desteği, teknolojiyi satın alma konusundaki hızına erişememiştir. İnsanları aydınlatma ereğinden vazgeçip daha pragmatist ereklerin peşine düşen medya, evrenin her yanında gelişen olayları heyecanlı ve bazen saptırılmış anlatımlarla insanlara aktarmakla zaman geçirmektedir (Corbett, 2001, 31).

Binlerce yıllık bir tarihin kalıtıyla görkemli bir mizansenin sahnesi olan Türkiye’deki güzellikleri göremeyip, yalnızca kendi dar dünyasındaki çıkar hesaplarını görebilen Türkiye’deki kitle iletişim araçları da, şair Francisco de Icaza’nın Grenada’yı göremeyen köre verilmesini önerdiği sadakayı hak etmektedir. Türkiye gibi bir ülkedeki güzellikleri göremeyen bir medya, ancak dipsiz bir karanlığa gömülmüş bir kör durumundadır

 

 

Kaynaklar

  • CORBETT, Kevin J. (2001). “The Big Picture: Theatrical Moviegoing, Digital Television, and beyond the Substition Effect”. CINEMA JOURNAL. Vol. 40. No: 2. S. 17-34.
  • ÇANDAR, Cengiz (1987). GÜNEŞİN YEDİ RENGİ. İstanbul: Boyut Yayınları.
  • İBRAHİMOĞLU, Davud (2002). ESKİ ÇİN BİLGELİĞİ. İstanbul: Meta Yayıncılık.
  • LIVINGSTON, Kathy (2004). “Vieweing Popular Films about Mental Illness through a Sociological Lens”. TEACHING SOCIOLOGY. Vol. 32. No: 1. S. 119-128.
  • METİN, Alper (2009). “Yüksek Tanımlı IPTV”. BROADCASTERINFO. Sa. 65. S. 102-103.
  • UZUNER, Buket (2000). NEW YORK SEYİR DEFTERİ. İstanbul: Remzi Kitabevi.