Reklamı Kapat
Anasayfa > Makaleler > Bu İşin Sonu Nereye Varacak?
Bu İşin Sonu Nereye Varacak?
15.04.2017 15:46

720x576 Tüplü TV, HDReady, HD, 2K, 4K UltraHD derken 8K… Evlerimizde tükettiğimiz izleme kalitesinin rakamları sürekli değişiyor. Peki göz ve beynimizin algılama kapasitelerine ait sınırı aştık mı acaba? Ya da başka bir deyişle, bu kadar yüksek kaliteli izlence gerekli mi?

Geçenlerde, uzun yıllar biriktirdiğim film arşivimden, çok sevdiğim eski filmleri tekrardan izlemeye yeltendim. FullHD televizyonumu açtım. Play’e bastım. Bir anda başımdan kaynar sular döküldü. Zamanında ekrana yapışarak, iştahla izlediğim film kareleri şimdi çamur gibiydi. DVD’ler, hard diskler dolusu yüzlerce film çöp olmuştu. İnsan gözü hep daha iyiye doğru evriliyor zaman içinde. Göz daha iyiye ve daha kaliteliye alışınca geri dönüş mümkün değil anlaşılan.  

Kült dizi LOST’u izlerken “freckled” namlı bayan oyuncuya neden çilli dendiğini, diziyi HD televizyonumdan izlerken anladığımı itiraf etmem gerekiyor. Teknoloji marketlerde, özel olarak çekilmiş yüksek çözünürlüklü görüntüleri 4K teşhir televizyonlarda izlerken kendimi sanat sergisinde muhteşem tabloları izlermiş gibi hissettiğimi de eklemeliyim. Ayrıntılar, görüntülerdeki keskinlik, renklerdeki doygunluk inanılmaz. Henüz 8K izleme şansına sahip olmadım. Bu kaliteyi gördükten sonra uydudan veya kablodan gelen görüntülerin bizi tatmin etmesi ne kadar mümkün?

Peki bize değişik teknolojik yapılardaki ekranlardan sunulan görüntülerin pixel sayısı 8K, renk işleme yöntemleri HDR olsa biz bunun ne kadarını algılayabiliyoruz acaba? Bu konuda pek çok şehir efsanesi var.

Bir yayıncı ve IT / Proje Yöneticisi olan Simba Tagwirei, “Gerçekten 8K’ya ihtiyacımız var mı” diye sorgulayan makalesinde*, işin teknik altyapısına uzun uzun değindikten sonra, 8K’lık bir sinyalin iletilmesi, sıkıştırılması, depolanması konularında pek çok sıkıntının bizi beklediğine işaret ediyor.

Sonuçta gerek sinemada, gerekse televizyonlarda yapılan üretimler ev ortamında tüketiliyor. Burada evlerdeki ortalama teknoloji kullanımını hesaba katmakta yarar var. Tüplü televizyonlardan, FullHD televizyonlara geçişin 10 yıl kadar sürdüğünü hatırlatmalıyım. İlk zamanlarda astronomik fiyatlarda olan HD televizyonlar şimdilerde 350-400 dolar seviyelerine gelmiş durumda. Bugün 4K UHD televizyonlar araba fiyatına satılsa da birkaç yıl sonra daha erişilebilir fiyatlara ineceğini öngörebiliriz.

Ancak HD kaliteli yayınları evlerimize taşıyan uydu sistemleri, kablo ve çok kanallı ücretli kutuların 4K ve 8K yayınlarını makul maliyetlerde bize ulaştırması için biraz daha zamana ihtiyaç var.

Bu işin ekonomik kısmı.

Bir de işin izlenebilirlik ölçüsü var.

Evlerde tv izleme mesafesi ortalama 2,5-3 metre civarındadır. Bu mesafeden 8K yayının farkınını algılayabilmemiz için yaklaşık 8 metrelik (275 inch) bir ekran olması gereklidir. Oysa ortalama bir eve sokabileceğiniz ekran büyüklüğü 3,5metre (145 inch) tir. O da 3 metre izleme uzaklığına sahipseniz.

Yani HD ile 4K ve 8K resmin farkını anlayabilmeniz için devasa ekranlar ve kocaman odalar gereklidir. 20-25  metrekarelik oturma odanıza 4K veya 8K’lık görüntülerin ulaşması sizin kalite algınızı tetiklemeyecektir.

Görüntü kalitesi algımızı etkileyen sadece piksel sayısı değil aynı zamanda renk doygunluğu ve keskinlik (contrast) dir.

Simba Tagwirei durumu şöyle açıklıyor: “Görüntü Dinamik Aralığının (IDR) daha geniş oluşu, görüntünün çözünürlük miktarından çok daha etkileyici bir görüntüleme deneyimi sağlar. Pek çok kişi, yüksek kontrast oranı, beyazların daha parlak, siyahların daha doygun olduğu resmin daha kaliteli olduğunu düşünüyor.”  

Yani bir gün 16-32-64K yayınlara erişsek bile, kalite algılama faktöründe resmin parlaklığı, siyah doygunluğu temel unsur olarak karşımıza çıkacak.

Peki görüntü kalitesi algısına renklerin etkisi ne boyutta?

HD görüntü birincil renk başına yalnızca 256 ton kullanabiliyor. 8K’nın 4096 renk tonu kullanımına ulaşabilen televizyonlar evlerimize girecek mi, bunu zaman içinde göreceğiz.  Elbette 8K'ın 2020 renk gamutu HD'nin 709 renk alanıyla karşılaştırıldığında, göze çok daha fazla izleme keyfi sunan bir renk derinliği sağlayacağını düşünebiliriz.

Bugün dijital televizyonlarda yayın ve arşivleme için çeşitli sıkıştırma yöntemleri kullanılıyor. Bu sıkıştırma yöntemlerinin algoritmaları sıkıştırmaya resmin renklerinden başlıyor. 4:4:4 olan sıkıştırılmamış görüntüyü hem yayınlamak hem de saklamak oldukça yüksek maliyetli. Bu nedenle 4:4:2 veya 4:2:2 sıkıştırma yöntemleri tercih ediliyor. Eksik tarafların bir kısmını teknoloji, bir kısmını insan gözü tamamlıyor. Her ne kadar gözün görme işlemindeki çalışma sistematiği ile kameraların/ekranların görüntü işleme sistematiği farklı olsa da  hiçbir teknolojik görüntüleme sisteminin,  gözün görme kalitesine erişebilmiş durumda olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Kaliteli görüntü algısına saniyedeki kare sayısının da etkisi olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Özellikle kamera önü objelerin hızlı hareket ettiği sahnelerde veya kameranın hızlı çevrinmeler yaptığı kurgularda kare sayısının etkisi ortaya çıkmaktadır. Bir kuşun kanat çırpışı, bir merminin balonu delişi, yolda kayan bir arabanın her hareketi, bir sporcunun alnından süzülen ter damlasının yere düşüşü gibi aklımıza yer etmiş pek çok yüksek kare çekim izlemişizdir. Bu resimlerden büyük seyir keyfi alırız.

Saniyede 24 karelik akış hızının, gözün kesintisiz hareket algısındaki alt nokta olduğu tespit edildi. 8K teknolojisinin saniyede 120 karelik görüntüleri sıkıntısız aktaracağı söyleniyor. Özellikle spor karşılaşmalarında bu durum gözümüze  üst düzey bir seyir zevki tattıracaktır diye düşünüyorum. Oysa gözümüz 24 karelik hıza o kadar alışkın ki; 48 kare/saniye hızla çekilen The Hobbit filmi, izleyicide güzel bir kalite algısı uyandırmadı. 

Büyük bütçeli işlerde 8K kameralar ile çalışmalara başlandı. Bunların gözümüze ne  tür bir izleme kalitesi sunacağını gelecek günlerde izleriz.

Görüntü kalitesindeki yükselişin HD’den sonra hızlı bir ivme kazandığı ortada. Ancak bazı kesimler 8K ile algılama sınırının aşıldığını ve bundan sonrasının ticari manüplasyon (yönlendirme), satış politikası  olduğu kanısında. Sürekli yeni ürün çıkartarak satışları arttırma çabasında olan teknoloji firmaları görüntü kalitesi argümanını sık sık kullanıyor. Bunların ticari olarak ne kadar uygulanabileceğini, evlerimizdeki küçük ekranlarda bu kaliteyi hangi ölçülerde algılayabileceğimizi  bekleyip göreceğiz.    

Dipnot: İnovasyon Danışmanı ve Sistem Mimarı olan  David Stone, Simba Tagwirei’nin 8K konusundaki yazısına şu yorumu yapmış: “Dürüst olmak gerekirse, bazı özel test sinyalleri kullanmadıysanız, kameradan gelen 8 ve 10 bitlik iki renkli resim arasındaki farkı ayırt edebileceğinizi sanmayın. Sıkıştırma algoritmaları renk bitlerinin sayısını önemli ölçüde azaltmaktadır. DVD, Blue Ray veya Sinema’da şimdiye kadar 8 bitlik bir resim izlediğinizi zannetmeyin, hele 10 bitlik bir resimle hiç karşılaşmamışsınızdır.

*https://www.linkedin.com/pulse/future-tv-do-we-really-need-8k-simba-tagwirei

 

YAZAR HAKKINDA
Teoman Kozan
Televizyon Yönetmeni | teomankozan@gmail.com
En Çok Okunanlar
Dergi