Reklamı Kapat
Anasayfa > Haberler > “Desert Palms” Blackmagic URSA Cine Immersive ile Çekildi
“Desert Palms” Blackmagic URSA Cine Immersive ile Çekildi
04.11.2026 13:11

Birçok üç boyutlu proje, izleyicileri karlı bir dağın zirvesi ya da okyanusun en derin derinlikleri gibi bu dünyadan uzak yerlere götürürken, “Desert Palms” adlı sürükleyici kısa film tam tersini hedefledi.

Filmin fikrinin arkadaşlarıyla birlikte katıldıkları bir hafta sonu film yapımı atölyesinde doğduğunu belirten Yönetmen Tristan Seniuk, sözlerine şöyle başladı: “Bir Apple Vision Pro kiraladık ve elimizden geldiğince çok üç boyutlu içerik izledik. İçeriklerin çoğu sizi egzotik diyarlara götüren görkemli sahnelere dayalı olmasına rağmen, biz evrensel olarak yaygın, sıradan yerler üzerinde fikir yürüttük. Hepimizin zaman zaman isteksizce de olsa gitmek zorunda olduğu, kimseyi heyecanlandırmayan bir mekan bulduk: bir bekleme odası.”

Büyük bir müzik festivali düzenlenen bir caddenin tam karşısındaki Desert Palms Acil Servisi’nin bekleme salonunda geçen “Desert Palms”, son derece yavaş ve aşırı yoğun bir acil servis bölümünde muayene için beklemek zorunda kaldıkları için giderek daha fazla sinirlenen bir grup yaralı karakterin hikayesini anlatıyor.

Bu özgün konsept, üç boyutlu medyayı yeni bir sanat tarzı olarak ele alan Venedik Uluslararası Film Festivali’nin Biennale College-Cinema Immersive programının dikkatini çekti. Programdan aldığı hibenin yanı sıra Blackmagic URSA Cine Immersive dijital film kamerası ve DaVinci Resolve Studio post prodüksiyon yazılımı ile teçhizatlanan Seniuk’un, 2026 festivalindeki prömiyerine yetiştirmek üzere filmi konsept aşamasından tamamlanmasına kadar yedi ay süresi vardı.

Seniuk şöyle açıkladı: “URSA Cine Immersive olmasaydı, üç boyutlu bir proje yapmaya kalkışmazdım. Entegre tasarımı ve Blackmagic RAW dosyalarının kamera metaverilerini saklayabilmesi, iş akışını benim için son derece cazip hale getirdi. Görüntüleri birleştirmeye gerek olmaması, basitçe çekimleri zaman çizelgesine sürükleyip bırakmanın ardından çıktısını almakla işin bitmesi, bu iş akışını üç boyutlu projeler için vazgeçilmez bir film yapım aracı yapıyor.”

Tam Sanal Gerçeklik

“Desert Palms”ın, izleyiciyi yukarı bakmaya ve fiziksel dünyayla etkileşime girmeye davet eden bir film olduğunu düşünen Seniuk, şunları söyledi: “Filmin tüm konsepti, izleyiciyi fiziksel (her ne kadar sanal olsa da) bir mekana yerleştirmek üzerine kurulu olduğundan, hikayenin ve sahnelemenin her yönü, tam üç boyutlu hissini ve bunun içindeki mekanizmaları destekleyecek şekilde tasarlanmalıydı. Bu tam içinde bulunma hissini en üst düzeye çıkarmak ve biz insanların dünyayla etkileşim kurma biçimimizle paralel olması için filmi tek bakış açısından ve tek uzun, kesintisiz bir plan olarak çekmeyi tercih ettim. Her şeyi bilen bir film yapımcısı ya da rehber tarafından izleyici adına yapılan hiçbir kurgu ya da seçici karar olmadığından, gerçek ve sıradan hayatı deneyimleme biçimimizi yansıtacak şekilde izleyicinin kendisi, kadraj içinde dikkatini nereye yönelteceğini ve hangi küçük alt hikayeye odaklanacağını seçmelidir.”

Seniuk, şunları ekledi: “Hepimiz hayatımızın bir noktasında hastalanır, yaralanır ya da bakıma ihtiyaç duyarız ve bir hastaneye gitmemiz gerekir. Ayrıca, kasabanın yerel sakinlerinden müzik festivali katılımcılarına ve şehir dışından gelenlere kadar çok çeşitli türden karakterleri çekiyoruz. Ancak tüm karakterleri birbirine bağlayan bir tek ortak tema var: hiçbiri orada olmak istemiyor ve hepsi bakım için beklerken giderek daha sabırsız hale geliyor. Bekleme odasının dar alanının yapısı nedeniyle, birbirleriyle etkileşim kaçınılmazdır.”

Yeni Zorluklarla Yüzleşmek

Oyuncu seçimi ve mekan keşiflerinden prodüksiyona ve post prodüksiyona kadar, Seniuk ve ekibi ilk kez üç boyutlu film yapımına balıklama dalarken karşılaştıkları zorluklar bitmek bilmedi.

Seniuk, bu konuyu şöyle açıkladı: “Kendine ait küçük, eşzamanlı hikayeleri olan 24 karakterin yer aldığı bir senaryoyu nasıl yazıp düzenleyeceğimizden başlamak üzere ‘Desert Palms’ her yönüyle son derece zordu.”

Seniuk, oyuncu kadrosu için uzun tek çekim formatının doğası gereği, oyunculuk hatalarını kesip düzeltmeye imkan olmadığı için yeterli tiyatro deneyimine sahip oyuncular aradı. Mekan da başka bir zorluk oluşturdu; oda esasen dikdörtgen şekilli olsa da URSA Cine Immersive ile netlik için en uygun noktaları olabildiğince arttırmak üzere Seniuk odanın çok belirli bir uzunluk ve genişlikte olmasını istiyordu.

Seniuk şöyle devam etti: “Odanın, geniş oyuncu kadromuzu barındırabilmesi ve aynı zamanda insanlar hareket ederken kişisel alanın ihlal edildiği hissini de uyandırması gerekiyordu. Ayrıca odanın iki kapısı olması gerekiyordu. Biri dışarıya, diğeri ise tekrar hastaneye açılan. Bu kapıların hiçbirinden dışarıyı görmüyoruz ancak insanların mekana giriş ve çıkışını sağlayan temel mekanizmalar bu kapılar olduğundan, odadaki konumları büyük önem taşıyordu. Son olarak, tavandaki çok sayıda ışığı entegre bir şekilde gizleyebileceğimiz bir yere ihtiyacımız vardı.”

Işıklandırma, Seniuk için en büyük zorluklardan biriydi; zira ekip, gürültüyü olabildiğince düşük tutmak için 400 ISO'da 90 fps'de çekim yapıyordu. Seniuk, bu konuda şunları belirtti: “Doğru pozlamayı elde etmek için seti gerçekten çok aydınlatmamız gerekeceğini biliyorduk, bu yüzden çok araştırma yaptık ve birkaç görüntü yönetmenine danıştık. Bu üç boyutlu alanda donanımları ve prodüksiyon tasarımını gizlemek imkansız olduğundan, aydınlatmayı odanın tasarımına kusursuz ve görünmez bir şekilde nasıl entegre edeceğimizi planlarken, ön prodüksiyon araştırmaları ve deneme çekimleri bizim için paha biçilmezdi.”

Filmin ortasında, tüm ışıkların sönmesine neden olan bir elektrik kesintisi yaşanıyor. Seniuk bu sahneyi şöyle anlattı: “Bu sahneyi dahil etmeyi tercih etmemizin nedeni sadece görsel çeşitlilik, dinamik hikaye anlatımı ve türün alışılmış kalıplarını kırmak için değildi, aynı zamanda oyuncularımız için akıllıca bir kesme noktası olduğu içindi. Işıklar tamamen geri gelmeden önce, çok dramatik bir anı aydınlatan yanıp sönen kırmızı bir acil durum ışığı vardı. Işıklandırma açısından bu sahne konusunda endişeliydik çünkü oda oldukça karanlıktı ve elimizde sadece bir tek kırmızı ışık kaynağı vardı. Kırmızı ışığın pozlamamızı daha da düşürdüğünden, pozlama yetersizliğinden kaynaklanacak gürültü seviyesinin ne kadar kötü olacağından emin değildik. Sonuçta her şey gayet yolunda gitti ve 400 ISO’da bile hiç gürültü olmadı. Bu, URSA Cine Immersive’in düşük ışıkta ne kadar iyi performans gösterdiğinin gerçek bir sınavıydı.”

Etraflıca Düşün, Hiç Yeniden Birleştirme

Son olarak post prodüksiyon zorlukları geldi. Seniuk, şöyle devam etti: “Neyse ki film, elektrik kesintisi sırasında gizli bir kesimle birleştirilen sadece iki uzun çekimden ve jeneriğin sonundaki bir buton çekiminden ibaretti, bu yüzden kurgu işlemi basitti.

Öte yandan ses tasarımı çok zorluydu. Filmde oyuncuların sesleri, foley ses efektleri, festivalden gelen sesler ve ortam sesleri gibi 100’den fazla benzersiz ses kanalı vardı ve bunların hepsinin odanın tam boyutlarına göre titizlikle uzamsal olması gerekiyordu. DaVinci Resolve’u çok iyi biliyorum ama Fairlight’ı sadece çok küçük çaplı miksajlar için kullanmıştım. Ses Tasarımcısı Jon Hansen ise Fairlight’ı hiç kullanmamış olsa da bu yazılımla başarabildikleri, tam bir ustalık eseriydi. Fairlight’ın diğer DAW’lara kıyasla ne kadar sezgisel ve öğrenimi kolay olduğunun altını çizdi ve ayrıca, yeniden bağlantı sorunları yaşamadan .DRT dosyalarını kolayca gönderip alabilmeyi ve tüm bus kanallarının ve yönlendirmelerin aynı kalmasını da çok beğendi.”

Hansen bu konuda şunları belirtti: “Başlangıçta daha aşina olduğum bir kurulum kullanıyordum ancak sürekli yaşanan teknik sorunlar beni Fairlight’ı denemeye yöneltti. Uyum sağlamak son derece kolaydı ve post prodüksiyon akışına kusursuz entegrasyonu, ortak çalışmayı çok daha verimli hale getirdi. Fairlight’ın Apple Spatial Audio Format desteği elzemdi ve ayrıca benim için öne çıkan bir diğer nokta da birbirimize .DRT dosyaları göndererek işlemleri yineleyebilmemizdi; böylelikle bu süreçte ses dosyalarının çıktısını alma, yükleme veya yerleştirme gerekliliğini ortadan kaldırdık.”

Seniuk, şunları söyledi: “Kurgu ve renk düzenlemesi için DaVinci Resolve Studio’yu, uzamsal ses miksajı için Fairlight’ı ve grafik yerleştirme amacıyla 2D alfa dosyaları Apple Immersive Video uzayına dönüştürmek için Fusion’ı kullandık. Bu projenin taleplerini karşılamak ve istediğim kalitede ve teknik özelliklerde teslim edebilmek için post prodüksiyon süreciyle ilgili aşina olduğum pek çok şeyi, yeniden öğrenmek zorunda kaldım. Neyse ki bize destek olmak için DaVinci Resolve Studio vardı.”

Seniuk şunları ekledi: “Her şeyin tek çatı altında olması, DaVinci Resolve Studio ile çalışmanın en iyi yanı. Bu nedenle, yıllardır bu yazılımın hayranıyım. Tüm özelliklerin birbiriyle entegre çalıştığını bilmek ve bir işi bitirmek için farklı uygulamalar arasında gidip gelip yeniden bağlantı kurmak zorunda kalmamak gerçekten çok güzel. Ayrıca, kameradan post prodüksiyona kadar üç boyutlu kliplerle baştan sona çalışmak için bu entegre iş akışı da büyük bir avantaj.”

Seniuk sözlerini şöyle tamamladı: “Üç boyutlu film yapımında, geleneksel film yapımının her yönünü baştan sona yeniden düşünmeniz gerekiyor. Üç boyutlu hikaye anlatımını kavramaya çalışmak, içimdeki yaratıcılığı gerçekten ortaya çıkardı. Üç boyutlu anlatımın gerçekten öne çıkaran nokta, samimiyeti ve ince duygularıdır. İzleyiciyi hikayenin tam içine yerleştirerek, o dünyanın ötesine bakabileceği hiçbir yer bırakmayarak, onu sadece pasif bir izleyiciden aktif bir tanığa dönüştürüyoruz.”

“Desert Palms”, La Biennale di Venezia’nın 75.000 € tutarındaki yapım hibesi desteğiyle, Biennale College-Cinema Immersive programı kapsamında seçildi, geliştirildi ve yapımı gerçekleştirildi.

Blackmagic Design ürünleri hakkında ayrıntılı bilgi için 0212 222 45 02 numaralı telefondan MediaCast’i arayabilirsiniz.